Türkiye’de Bozayı–İnsan Çatışması ve Bilimsel Çözüm Yolları
Son yıllarda, özellikle Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’da bozayı gibi yaban hayvanlarının yerleşim yerlerine, tarım alanlarına ve arılıklara yaklaşması, insan–yaban hayatı karşılaşmalarını daha görünür hâle getirmiştir. Bir tarafta bahçesi, tarlası ve arı kovanları zarar gören üreticiler; diğer tarafta ise yaşam alanları giderek daralan ve insan baskısıyla karşı karşıya kalan bozayılar bulunmaktadır. Peki, gerçekten bir çatışma içinde miyiz, yoksa doğayla aramızdaki sınırları mı unuttuk? Bu sorunun cevabını bilimsel çalışmalar ışığında değerlendirelim.
“Bozayı Sayıları Arttı” Söylemi Gerçeği Yansıtıyor mu?
Doğaya savaş açılamayacağını, açılırsa en büyük zararı yine insanların göreceğini hatırlatarak başlamak gerekir. Bozayılar hakkında sıkça dile getirilen “sayıları çok arttı” söylemini destekleyen, Türkiye genelini kapsayan güncel ve kapsamlı bir popülasyon çalışması bulunmamaktadır. Bu nedenle bozayı popülasyonunun arttığını kesin olarak söylemek bilimsel açıdan doğru değildir. Buna karşın, insan–bozayı karşılaşmalarındaki artış; yaşam alanlarının parçalanması, insan faaliyetlerinin ormanlara doğru genişlemesi ve ayıların insan kaynaklı besinlere yönelmesiyle açıklanmaktadır (Sıkdokur ve ark., 2024).
Ayılar Neden Yerleşim Yerlerine İniyor?
Bilimsel çalışmalar, Türkiye’deki insan–bozayı çatışmalarının önemli bir bölümünün ayıların besin arama davranışıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Doğal besin kaynaklarının azaldığı veya insan kaynaklı besinlerin kolay ulaşılabilir hâle geldiği alanlarda bozayılar köyler, meyve bahçeleri, arılıklar ve çöp alanlarına yönelebilmektedir (Sıkdokur ve ark., 2024).
Sarıkamış’ta yürütülen araştırmalar, bazı bozayıların insan kaynaklı besinlerden yararlandığını ve bunun hareket davranışlarını etkileyebildiğini göstermiştir (Cozzi ve ark., 2016). Bu durum, bozayıların insanlarla daha sık karşılaşmasına neden olan etkenlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Normal şartlarda bozayılar insanlardan kaçınan hayvanlardır. Ancak yaşam alanlarının bozulması, besin kıtlığı, yoğun insan baskısı, yavrularını koruma gereği, giderek artan orman tahribatları gibi stres oluşturan durumlar, savunmacı ya da saldırgan davranış sergileme olasılıklarını artırabilir.
Habitat tahribatı da bu süreci hızlandıran temel faktörlerden biridir. Türkiye’nin önemli bozayı yaşam alanlarından olan Ilgaz ve Gavurdağı Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarında yapılan araştırmalar, son yaklaşık 60 yılda orman yolu ağının önemli ölçüde arttığını ve bunun habitat bütünlüğünü olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır (Altunel, Çağlar ve Açıkgöz Altunel, 2021). Orman yolları yalnızca yaşam alanlarını bölmekle kalmamakta, aynı zamanda insan erişimini artırarak insan–yaban hayatı karşılaşmalarını da kolaylaştırmaktadır.
Durumu daha iyi anlamak için empati kurabiliriz. Bir sabah uyandığınızı ve evinizin tam ortasından geniş bir otoyol geçtiğini düşünün. Yaşam alanınız bölünmüş, hareket özgürlüğünüz kısıtlanmış ve temel ihtiyaçlarınıza ulaşmanız zorlaşmış durumda. Hayatta kalabilmek için komşunuzun bahçesine gitmek zorunda kaldığınızda ise “istilacı” olarak görülüyorsunuz. Bozayıların karşı karşıya kaldığı durum büyük ölçüde buna benzemektedir.
Bozayılardan Bilimsel Yollarla Nasıl Korunulur?
İnsan–bozayı çatışmalarını azaltmanın en etkili yolu, ayıları öldürmek değil; insanların can ve mal güvenliğini korurken bozayıların doğal davranışlarını değiştirmeyecek önleyici yöntemleri uygulamaktır.
Elektrikli Çit Sistemleri: Bilimsel araştırmalar, doğru kurulan ve düzenli bakımı yapılan elektrikli çitlerin arılıklar, küçükbaş hayvan işletmeleri ve tarım alanlarında bozayı kaynaklı zararları önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. Bu nedenle elektrikli çitler, insan–bozayı çatışmalarını azaltmada en etkili yöntemlerden biri olarak kabul edilmektedir (van Eeden ve ark., 2020).
Sürü Koruma Köpekleri: Kangal ve Akbaş gibi sürü koruma köpekleri, büyük etçillerle yaşanan çatışmaları azaltmada uzun yıllardır kullanılan geleneksel yöntemler arasında yer almaktadır. Doğru eğitim ve uygun yönetimle kullanıldıklarında yırtıcıların sürülere yaklaşmasını caydırmaya katkı sağlayabilmektedirler (Akyazi ve ark., 2018; van Eeden ve ark., 2020).
Atık ve Besin Kaynaklarının Yönetimi: Açık bırakılan çöp konteynerleri, kontrolsüz organik atıklar ve korumasız arılıklar bozayıları yerleşim alanlarına çekebilmektedir. Atıkların güvenli şekilde depolanması ve insan kaynaklı besinlere erişimin sınırlandırılması, çatışmaların azaltılmasında temel koruma uygulamalarından biridir (Sıkdokur ve ark., 2024).
Arılıkların Güvenli Hâle Getirilmesi: Arılıklar, bozayıların en sık zarar verdiği alanlardan biridir. Kovanların elektrikli çitle çevrilmesi, mümkün olduğunca yerleşim alanlarına yakın ve görünür noktalara kurulması, gece aydınlatmasının artırılması ve çevresinin düzenli tutulması zarar riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde bu yöntemler, arıcılık faaliyetlerini bozayılarla birlikte sürdürebilmenin en başarılı uygulamaları arasında yer almaktadır (van Eeden ve ark., 2020).
Ayıya Dayanıklı Çöp ve Atık Yönetimi: Yerleşim yerlerine yaklaşan bozayıların önemli bir kısmı kolay ulaşılabilir besin kaynaklarından etkilenmektedir. Evsel atıkların açıkta bırakılmaması, ayıya dayanıklı çöp konteynerlerinin kullanılması, organik atıkların düzenli toplanması ve meyve bahçelerinde dökülen meyvelerin zamanında temizlenmesi, ayıların insan yerleşimlerini besin kaynağı olarak öğrenmesini büyük ölçüde engeller (Sıkdokur ve ark., 2024).
Ayıyı Avı Çözüm mü?
Bilimsel araştırmalar, büyük etçillerin öldürülmesine dayalı yaklaşımların insan–yaban hayatı çatışmalarını uzun vadede kalıcı olarak çözmediğini göstermektedir. Buna karşılık elektrikli çitler, etkili atık yönetimi, koruyucu önlemler ve yerel halkın bilinçlendirilmesi gibi ölümcül olmayan yöntemlerin çok daha başarılı sonuçlar verdiği ortaya konmuştur (van Eeden ve ark., 2020).
Bozayılar ekosistemin önemli bileşenlerinden biridir. Meyvelerle beslendiklerinde birçok bitki türünün tohumlarını farklı alanlara taşıyarak bitkilerin yayılmasına katkıda bulunabilirler. Ayrıca besin döngüsündeki rolleri sayesinde orman ekosistemlerinin işleyişinde önemli görev üstlenirler (García-Rodríguez ve ark., 2021).
Tepe yırtıcıların azalması veya ekosistemden kaybolması, otçul hayvan popülasyonları ve bitki örtüsü üzerinde zincirleme ekolojik etkiler oluşturabilir. Bu süreç, ekolojide “trofik kaskad” olarak tanımlanmaktadır (Ripple ve ark., 2014).
Sonuç
Bozayılarla yaşanan sorunların temelinde çoğu zaman ayıların davranışlarından çok, insanların doğal yaşam alanlarına yönelik baskısının artması, habitatların parçalanması ve insan kaynaklı besinlerin kolay ulaşılabilir hâle gelmesi bulunmaktadır.
Bu nedenle çözüm, doğayla mücadele etmekte değil; bilimsel veriler ışığında geliştirilen koruma uygulamalarını hayata geçirmektedir. Elektrikli çitler, etkili atık yönetimi, habitatların korunması ve toplumun bilinçlendirilmesi hem insanların can ve mal güvenliğini artıracak hem de bozayıların doğal yaşamlarını sürdürebilmelerine katkı sağlayacaktır.
Unutulmamalıdır ki tarlanıza giren bir bozayı size düşman olduğu için değil, yaşamını sürdürebilmek için besin aradığı için oradadır. Doğayla uyum içinde yaşamanın yolu, çatışmayı büyütmekten değil; bilimi rehber edinmekten geçmektedir.
Kaynaklar:
Akyazi, İ., Ograk, Y. Z., Eraslan, E., Arslan, M., & Matur, E. (2018). Livestock guarding behaviour of Kangal dogs in their native habitat. Applied Animal Behaviour Science, 201, 61–66. https://doi.org/10.1016/j.applanim.2017.12.013
Altunel, A. O., Çağlar, S., & Açıkgöz Altunel, T. (2021). Determining the habitat fragmentation through geoscience capabilities in Turkey: A case study of wildlife refuges. International Journal of Engineering and Geosciences, 6(2), 104–116. https://doi.org/10.26833/ijeg.712549
Cozzi, G., Chynoweth, M., Kusak, J., Çoban, E., Çoban, A., Özgül, A., & Şekercioğlu, Ç. H. (2016). Anthropogenic food resources foster the coexistence of distinct life history strategies: Year-round sedentary and migratory brown bears. Journal of Zoology, 300(2), 142–150. https://doi.org/10.1111/jzo.12365
García-Rodríguez, A., Albrecht, J., Szczutkowska, S., Valido, A., Farwig, N., & Selva, N. (2021). The role of the brown bear (Ursus arctos) as a legitimate megafaunal seed disperser. Scientific Reports, 11, 1282. https://doi.org/10.1038/s41598-020-80440-9
Ripple, W. J., Estes, J. A., Beschta, R. L., Wilmers, C. C., Ritchie, E. G., Hebblewhite, M., Berger, J., Elmhagen, B., Letnic, M., Nelson, M. P., Schmitz, O. J., Smith, D. W., Wallach, A. D., & Wirsing, A. J. (2014). Status and ecological effects of the world’s largest carnivores. Science, 343(6167), 1241484. https://doi.org/10.1126/science.1241484
Sıkdokur, E., Naderi, M., Çeltik, E., Kemahlı Aytekin, M. Ç., Kusak, J., Sağlam, İ. K., & Şekercioğlu, Ç. H. (2024). Human–brown bear conflicts in Türkiye are driven by increased human presence around protected areas. Ecological Informatics, 81, 102643. https://doi.org/10.1016/j.ecoinf.2024.102643
Herrero, S. (2002). Bear attacks: Their causes and avoidance (Rev. ed.). Lyons Press.
Mattson, D. J. (1990). Human impacts on bear habitat use. Bears: Their Biology and Management, 8, 33–56. https://doi.org/10.2307/3872901
Schoen, J. W. (1990). Bear habitat management: A review and future perspective. Bears: Their Biology and Management, 8, 143–154. https://doi.org/10.2307/3872914
van Eeden, L. M., Eklund, A., Miller, J. R. B., López-Bao, J. V., Chapron, G., Cejtin, M. R., Crowther, M. S., Dickman, C. R., Frank, J., Krofel, M., Macdonald, D. W., Middleton, A. D., Newsome, T. M., Ripple, W. J., Ritchie, E. G., Schmitz, O. J., Stoner, D. C., & Treves, A. (2020). Carnivore conservation needs evidence-based livestock protection. PLoS Biology, 18(9), e3000812. https://doi.org/10.1371/journal.pbio.3000812
Doğabilim sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.