Modern Taksonominin Kurucusu: Carl Linnaeus

İsveçli doğa bilimci ve kaşif Carl Linnaeus, canlı türlerini ve doğal cinsleri tanımlamak için ilkeleri belirleyen ve onları adlandırmak için tek tip sistem oluşturan ilk kişidir.

Carolus Linnaeus, ya da bilinen adıyla Carl Linnaeus, 23 Mayıs 1707’de İsveç’in Småland bölgesinin Råshult köyünde beş çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak dünyaya geldi. Babası Nils, bir papaz ve hevesli bir bahçivandı. Babası Nils, sık sık oğlu Carl’ı ile birlikte bahçeye gider ve ona bahçede bulunan bitkiler hakkında bilgi verirdi. Carl beş yaşına geldiğinde kendine ait bahçesi vardı. Bu, onu bitkiler hakkında daha çok merak eden ve öğrenen bir çocuk haline getirmişti.

Nils, Carl’a her bitkinin bir adı olduğunu öğretti. O zamanlar bitki isimler (Bugün olduğu gibi Latinceydi) çok uzun ve açıklayıcıydı, haliyle bu isimleri hatırlaması da bir hayli zor oluyordu. Yine de, Carl kendini olabildiğince çok şey öğrenmeye adadı. Okula gittiği dönemlerde, derslerden çok buradaki bitki isimlerini ezberlemekle ilgileniyordu. Bitkilere ve bilime olan ilgisi nedeniyle Carl, öğretmeni Johan Stensson Rothman (1684-1763) tarafından tıp okumaya teşvik edildi.

Linnaeus wearing traditional Sami clothing
Linnaeus geleneksel Sami kıyafetleri giyiyor

1728’de Carl Linnaeus, Lund Üniversitesi’nde bir yıl tıp okuduktan sonra, kursun daha iyi olacağı umuduyla Uppsala Üniversite’sine transfer oldu. Bitkilerin, minerallerin ve hayvanların tıpta kullanımını inceledi. Burada bir olahiyatçı ve doğa bilimci olan Olof Celsius’un (1670-1756) dikkatini çekti. Anders Celcius’un (Celsius termometresinin mucidi) amcası olan Celsius, Linnaeus’u üniversitenin botanik bahçesinde çalışırken gördü ve bu genç adamın çevredeki tüm bitkilerin isimlerini bildiğini görünce oldukça şaşırdı. Linnaeus’un çok az parası vardı ve Celsius, üniversitede ona kalacak bir yer teklif etti ve kütüphanesini kullanmasına izin verdi. Bu süre zarfında Linnaeus, bitkilerin cinsel kısımlarına göre sınıflandırılması üzerine bir makale yazdı ve bir profesör, Olof Rudbeck (1660-1740), o kadar etkilendi ki, Linnaeus’tan botanikte öğretim görevlisi olmasını istedi. Ve ardından Carl, 1730’dan 1732’ye kadar burada botanik öğreterek geçimini sağlayabildi.

1732’den 1735’e kadar Linnaeus, ülkenin doğal kaynakları hakkında bilgi toplamak ve kaydetmek için İsveç’i, özellikle Laponya ve kuzeybatı İsveç’i dolaştı.

Carl, öğrencilerini de bu sistemi kullanmaya teşvik etti. Saha çalışmaları sırasında Uppsala’da ders vermeye devam eden Linnaeus, 1735’te Hollanda’daki Harderwijk Üniversitesi’ne giderek tıp diplomasını çok hızlı bir şekilde aldığı zamana kadar hala bir öğrenciydi. Sonraki üç yılının çoğunu Hollanda’da, bir kısmını ise Almanya, Fransa ve İngiltere’ye seyahat ederek geçirdi. Hollanda’dayken varlıklı bankacı George Clifford’un hayvanat bahçelerinin denetçisiydi ve bu süre zarfında Linnaeus, birçok bilimsel makalesini ve ilk kitabını yayınlayabildi.

Linnaeus, ilk olarak İsveç’e döndü. Daha sonra Sara Lisa Moraea ile evlendikten ve 1741’de Uppsala Üniversitesi’nde botanik profesörü oldu.

Linnaeus, bir profesör ve bilim adamı olarak hem popüler hem de etkiliydi. Karizmatik bir öğretmen olarak etrafını, en yeteneklilerini keşif gezilerine gönderdiği öğrencilerle doldurdu. Kendi deyimiyle onun ‘havarileri’, Linnaeus’un yeni iki terimli isimlendirme sistemine göre adlandıracağı yeni bitkileri ve hayvanları bulmak ve geri getirmek için kıtaları geçtiler. Bu geziler sırasında bazı öğrenciler hayatlarını kaybetti.

1747’de Linnaeus baş kraliyet doktoru olarak atandı ve 1758’de Carl von Linné adını alarak şövalye ilan edildi.

Linnaeus, kariyerinin sonlarına doğru hastalıktan çok acı çekti ve emekli olduktan sadece birkaç yıl sonra 10 Ocak 1778’de hayatını kaybetti.

Linnaeus sadece “Taksonominin Babası” olarak görülmekle kalmıyor, aynı zamanda ekoloji çalışmasında da öncüydü. Canlılar ve çevreleri arasındaki ilişkileri ilk tanımlayanlardan biriydi.

Biyoçeşitliliği Nasıl Anlamlandırıyoruz?

Cevap sınıflandırmadır.

Canlıları tanımlanmış hiyerarşiler halinde gruplandırarak ve onlara bireysel isimler vererek, doğanın kaotik görünen dünyasını daha kolay incelememizi sağlayan bir düzen oluşturuyoruz. Carl Linnaeus, bugün hala kullandığımız bir sistem olan bitki ve hayvanları adlandırma sistemi oluşturmasıyla tanınmaktadır.

Bu sistem, her bitki ve hayvan türüne bir cins adı ve ardından belirli bir ad (tür adı) verildiği ve her iki ismin de Latince olduğu iki terimli sistem olarak bilinir.

Linnaeus’un en ünlü bilimsel adı muhtemelen insanlara verdiği isimdir, Homo sapiens. Homo, modern insanları ve Homo neanderthalensis (Neandertaller) gibi yakından ilişkili türleri içeren cinstir. Linnaeus, insan anlayışımızı değiştiren iki şey yaptı:

  • İnsanın da diğerleri gibi bir hayvan olduğuna karar verdi ve Homo sapiens’i diğer hayvanlarla birlikte hayvanlar alemine koydu. Bu, bir asır sonra Darwin’in evrim teorisinin yolunu açmış oldu.
  • İnsanı sadece başka bir hayvan olarak gördüğü için, insanları deri rengine ve coğrafi kökene göre dört farklı “çeşide” ayırdı: “beyaz” Avrupalılar, “kırmızı” Amerikalılar, “kahverengi” Asyalılar ve “siyah” Afrikalılar. Linnaeus başlangıçta bu çeşitlerin farklı iklim koşullarından kaynaklandığına inanıyordu. Böylece, kuzeydeki Sámi ve Alpler’in yükseklerinde yaşayan İsviçreliler de dahil olmak üzere bir “alpin” çeşidini (Homo alpinus) ayırt etti. Ancak özellikle Systema naturae’nin (1766) on ikinci baskısıyla, doğuştan gelen ahlaki ve entelektüel kapasitelerdeki farklılıklara dayanan daha hiyerarşik görüşler önerdi ve böylece bilimsel ırkçılığın doğuşuna katkıda bulundu.

Linnaeus, 12.000’den fazla bitki ve hayvan türünü adlandırdı, ancak şimdi onlar hakkında daha fazla şey bildiğimiz için bazılarının yeniden adlandırılması gerekti. Linnaeus, yeni sınıflandırma sistemini kullanarak birçok kitap yayınladı ve en ünlü iki kitabı olan Species plantarum (1. baskı, 1753) ve Systema naturae (10. baskı, 1758), hala bilim adamları tarafından bitki ve hayvanların isimlendirilmesinde temel olarak kullanılmaktadır.

Bir Hayvan Olarak İnsan

Linnaeus ilk olarak büyük sınıflandırma çalışması Systema naturae’yi 1735’te 28 yaşında yayınladı . Systema naturae (o zamanlar) doğanın üç krallığının sınıflandırmasını sağladı: mineraller, bitkiler ve hayvanlar.

Linnaeus’un Systema naturae’nin ilk baskısında hayvanlar krallığı (‘Regnum Animale’) , 1735

Linnaeus, insanı hayvanlar alemine dahil eden ilk doğa bilimciydi. 1735’te Linnaeus’un insanı soktuğu taksona Anthropomorpha adı verildi. Bu isimler Linnaeus’un kariyerinde daha sonra Memeliler ve Primatlar olarak değişecekti. Anthropomorpha takımı Homo (insanlar), Simia (maymunlar) ve Bradypus (tembeller ) cinslerini içeriyordu .

Systema naturae’de Dört Ayaklılar Düzeni, 1735

İnsanları hayvanlara ve dört ayaklılara dahil etme seçeneği herkes tarafından hoş karşılanmadı. Hollandalı doğa bilimci Gronovius, 1 Eylül 1735 tarihli bir mektupta Linnaeus’a, insanları Dört Ayaklılar’a dahil etme kararına katılmadığını söyledi: “Çünkü insan hayvanlar arasında ilk sırada yer alsa da, aslında yaratılmış tüm diğer canlılardan üstün olduğu düşünülmelidir”. Systema naturae’nin ilk yayımlanmasından yaklaşık 12 yıl sonra, St Petersburglu doğa bilimci Johann Georg Gmelin’e bir başka mektupta Linnaeus, bilim adamları tarafından dile getirilen ısrarlı kızgınlıktan söz etti, yine de Gmelin’e ve dünyanın geri kalanına meydan okudu. Doğa tarihi ilkelerine dayalı olarak insan ve maymun arasındaki genel bir farkı adlandırmanın doğru olmadığını dile getirdi.

İnsanları hayvanlar aleminin içine yerleştiren Linnaeus, onları ‘kendini bilme’ (‘Nosce te ipsum’) yeteneğiyle aynı Anthropomorpha düzenindeki diğer hayvanlardan ayırdı. Bu, Linnaeus’un 1750’lerde iki terimli terminolojisini kullanmaya başladığında, Homo cinsine özgü sapiens sıfatını atfetmesine yol açacaktır . Daha sonra diğer organizmalarda olduğu gibi insanları da daha fazla sınıflandırmaya başladı.

İnsanların Sınıflandırılması

Alt türler veya Çeşitler

Systema naturae, Linnaeus’un hayatında 12 kez düzenlendi. Systema naturae’nin her baskısında değişiklik, düzeltme ve geliştirme yapıldıkça kapsam ve içerik olarak büyüdü. İlk 9 baskı için (1735-1756), Linnaeus’un insan sınıflandırması sabit kaldı, insan türleri dört türe veya Latincede adlandırdığı gibi “çeşitlere” ayrıldı.

Systema Naturae 1740 Quadrupedia
Systema naturae 2. baskıda dört ayaklılar, 1740

Europaeus albus: Avrupa beyazı

Americanus rubescens: Amerikan kırmızımsı

Asiaticus fuscus: Asya alaca rengi

Africanus niger: Afrika siyahı

Linnaeus, Critica botanica (1737) adlı bir botanik kitabında, insan türü ve onun için sabit olmayan ve iklim ve çevreye göre değişen varyasyonlar hakkında daha fazla görüş dile getirdi:

Coğrafi varyasyonlar

Linnaeus’un dört insan türüne bölünmesi, dünyanın o zamanlar bilinen dört kıtasına karşılık geldi: Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika. Dünyanın dört bir yanına göre bu ayrım, Linnaeus’un bitkiler ve metalar üzerine yazılarında çeşitli şekillerde geri gelen bir ayrımdır (örneğin kahve, çay, bira ve çikolata da dört kıtayı temsil ediyordu).

Coğrafyaya yapılan bu vurgu, son bilim adamları tarafından vurgulanmıştır: Müller-Wille, Linnaeus’un “insan ırklarını farklı türler olarak sunmadığını” öne sürmüştür. Aslında Linnaeus, Systema naturae’de kullanılan başlıca ayrım kriteri olan ten renginin büyük ölçüde iklimin bir ürünü olduğu ve dolayısıyla boy veya kilo gibi insanların diğer “kazara” bedensel özellikleri kadar değişken olduğu yönündeki çağdaş görüşleri paylaşıyordu. .

Benzer şekilde, Ezra Tawil şöyle yazar ‘Eğer Linnaean düşünceyi on sekizinci yüzyıl farklılık teorileri bağlamında konumlandırmaya dikkat edersek, Linnaeus’un dört temel taksonomik kategorisinin (…) biyoloji veya morfolojinin değil, daha ziyade coğrafyanın işlevleri olduğunu hemen anlarız. .’

İleri Sınıflandırma

1750’lerde Linnaeus, coğrafyaya ve ten rengine fiziksel ve ahlaki nitelikler eklemek için insan sınıflandırmasını gözden geçirmeye başladı. Linnaeus’un hem basılı hem de el yazmaları (yazışmaları dahil) çalışmalarının daha fazla analizi, neden böyle talihsiz uzun süreli sonuçlara yol açacak şekilde insanların sınıflandırılmasını derinleştirme adımını attığını anlamak için yapılmalıdır.

Systema Naturae’den bitki çizimleri. Linnaeus bitkileri 24 sınıfa ayırmıştır.
Kaynak: Famousscientists

Örneğin, 1748 ve 1758 yılları arasına tarihlenen ‘Anthropomorpha’ başlıklı bir müsvedde taslağı, sadece yerelliği ve ten rengini belirtmenin ötesine geçen, muhtemelen ders notlarının çok sayıda yeniden işlenmiş sayfası içermektedir. Değişiklikler ve üzeri çizilenler, bunun devam eden bir çalışma olduğunu göstermektedir. El yazması ayrıca, Linnaeus’un konuyla ilgili okuduğu ve Pierre Louis Maupertuis gibi bazı sınıflandırmalarını etkilemiş olabilecek diğer eserlerin alıntılarını ve ayrıca Pliny gibi daha eski eserleri de içerir.

Anthopomorpha ms fol. 2
Linnaeus’un ‘Antropomorfik’ el yazması, Homo sapiens tanımının birçok yinelemesini içerir.

İnsan sınıflandırmasının bu genişlemesinin sonucu, bilimsel ırkçılığın temeli haline gelen Systema naturae’nin 1758 10. baskısı oldu. Dört kıtaya ve dört insan türüne Linnaeus, dört mizahı ekledi. 18. yüzyılda hala geçerli olan ortaçağ tıp doktrinine göre, dört mizahın iyimser (kan), choleric (sarı safra), melankolik (kara safra) ve balgamlı (balgam) olduğu düşünülüyordu. Vücut içindeki bileşimleri, bir hastanın kişiliğini ve sağlıkla ilgili endişelerini belirlemek için düşünülmüştür. Bunları ve diğer ahlaki nitelikleri ekleyerek, tamamen coğrafi ve çevresel faktörlerden ayrıldı.

Önceki baskılar insanı dört satırda sınıflandırırken, 10. baskı Homo cinsine 5 sayfa ayırıyor. Kapsamlı dipnotlar sayfanın yarısını kaplamaktadır.

Dört çeşit altı oldu ve Linnaeus, aşağıdaki özellikleri açıklayan farklı satırlarda notlar ekledi:

  1. Ten rengi, mizaç ve vücut duruşu;
  2. Saç rengi ve şekli, göz rengi ve ayırt edici yüz özellikleri ile ilgili fiziksel özellikler;
  3. Davranış;
  4. Giyim tarzı;
  5. Hükümet biçimi.

Yabani çocuk ve gençlerin ilk çeşidini ( Ferus ) ve son Monstrosus çeşidini (tablonun altına bakınız ) bir kenara bırakırsak, ortaya çıkan sınıflandırma şöyle görünür:

Linnaeus, çalışmalarını sürekli olarak revize etti. Homo sapiens’in 1758 Systema naturae kopyasındaki girişi, bir sonraki baskıda uygulamak istediği bazı düzeltmeleri göstermektedir. 1766 tarihinde son baskı olan 12.baskı yayınlanmıştır.

Hiyerarşik Sıralama

İnsanın ilk 1735 sınıflandırması Europaeus ile başlamış, daha sonra Americanus, Asiaticus ile devam etmiş ve Africanus ile sona ermiştir.

Linnaeus’un oğlunun (Carl Linnaeus, Genç olarak da bilinir) bir el yazması, Genç Carl 1750’lerin ortalarında genç bir çocukken babasının derslerini takip ederken alınan notlardan oluşan bir el yazması, Linnaeus’un insanların sınıflandırmasını kendi sınıfına nasıl öğrettiğini gösterir. öğrenciler. Bu ders notlarında Linnaeus, dersine Asiaticus ile başlamış, ardından Europaeus, Americanus ve Africanus izlemiştir.

Linn fil Homo ms
Linnaeus’un oğlu, ayrıca Carl Linnaeus (Genç) tarafından Homo cinsi üzerine alınan ders notları.

Aynı düzen, daha önce açıklanan ‘Anthropomorpha’ el yazmasında da bulunabilir ve bu, Linnaeus’un hiyerarşisinin, eğer varsa, 1758’e kadar olan yıllarda dalgalandığını gösterir.

Systema naturae’nin 10. baskısında Linnaeus, çeşitlerin ortaya çıkma sırasını bir kez daha değiştirdi ve muhtemelen ‘soylu vahşi’ fikirlerinden etkilenerek Americanus’u ilk sıraya koymayı seçti. Ancak bu hiyerarşide bir çeşit asla değişmedi: Africanus sürekli olarak listenin en altında kaldı. Üstelik tüm baskılarda Linnaeus’un Africanus tanımı en uzun, en ayrıntılı ve fiziksel ve aynı zamanda en olumsuzuydu.

İnsan Irklarının Sınıflandırması

Aydınlanma düşünürleri, Orta Çağ’dan ve Rönesans’tan çok hiyerarşik bir doğal dünya görüşünü miras aldılar: Tanrı en üstte, insan aşağıda ve hayvanlar aracılığıyla bir dizi gradyan veya basamakta düzenlenmiş bir “büyük varlıklar zinciri”. Linnaeus’un taksonomik çalışması, az çok “mükemmel” doğal varlıkların bu doğrusal hiyerarşisini kısmen alt üst etti. Örneğin, ırkların dört kıta ile düzenlenmesi, hepsini “doğal” çeşitlerle aynı seviyeye getirdi. Ancak, kademeli bir doğa ölçeği fikri, insan çeşitlerinin doğrusal dizilişinde de varlığını sürdürdü. Linnaeus’un insan sınıflandırması, çağdaşları tarafından kesinlikle hiyerarşik bir şekilde görüldü ve sonraki on yıllar boyunca bu şekilde kullanılmaya devam edildi. Böylece Linnaeus’un hiyerarşisi, en altta siyah insanlarla, olumsuz ahlaki ve fiziksel özelliklerle ilişkilendirilerek sıkıştı.

Linnaeus, on sekizinci yüzyılda insan türü hakkında yazan tek doğa bilimci değildi. Aslında, bu konuda, Fransa’daki Comte de Buffon ve Maupertuis gibi çağdaşlarından veya hepsi Immanuel Kant ve Charles Darwin gibi daha sonraki yazarları etkileyecek olan Alman doktor Johan Friedrich Blumenbach’tan nispeten daha az yazdı.

Etkili kalan Linnaeus’un sınıflandırmasıydı. Linnaeus’tan sonraki yazarlar, insanları bir dizi üç terimli (üç bilimsel isim – cins, tür ve alt tür) olarak sınıflandırmasını sunarak Linnaeus’un çeşitlerinin gerçekten alt türler olduğu görüşünü pekiştirdi. Linnaeus’un 1792’deki İngilizce çevirisindeki durum buydu ve muhtemelen Linnaeus’un insan ırklarının aslında alt türler oluşturduğuna inandığı fikrine yol açtı. Bu, daha geniş kültürdeki gelişmeler nedeniyle bilimdeki kararsız ve çok belirsiz fikirlerin zamanla nasıl yerleştiğini vurgulamaktadır.

Kaynaklar:

https://www.linnean.org/learning/who-was-linnaeus/linnaeus-and-race

https://www.britannica.com/biography/Carolus-Linnaeus/Other-contributions

İleri Okumalar:

http://linnean-online.org/159385/ Carl von Linné, ‘Anthropomorpha’ (1748 – 1758)

http://linnean-online.org/140128/ Carl von Linné, ‘Homo’ (pre 1758 – 1758)

https://ca1-tls.edcdn.com/documents/Special-Issue-8-The-Linneaen-Legacy.pdf?mtime=20160213060737

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/202399 Mizah kavramında 4 sıvının anlaşılması için okunması gereken bir makale.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: